Yüzünüze düşen bir ağaç yaprağı, yanınızdan geçen sokak köpeğinin size kuyruk sallaması ve kendini size sevdirmek için olan çabası, teninize değen ılık rüzgar, lapa lapa yağan kar, mis gibi kokan yaz domatesi ya da denizdeki dalganın kabarışı. Eğer bunları ya da doğanın bize sunduğu pek çok güzelliği bir defa bile olsa hissetmişsek, fark etmişsek doğaya bir kere bağlanmışız demektir. 

Değişen yaşam şartları insanları doğadan uzaklaştırdı. Sistem bizim daha fazla tüketmemiz üzerine kurulu, üretimi destekleyen yaşam biçimi geride kaldı. Ancak gezegen artık bize oldukça büyük uyarılarda bulunuyor ve kurduğumuz bu sistemin, aslında sadık olmamız gereken doğanın sistemlerini bozduğunu anlatmaya çalışıyor. Bu tahribatı fazla hafife alarak doğanın armağanlarını verili bir olgu sandık ve hep bizimle aynı şekilde var olacağını düşündük. Gelecek kuşakların da bu armağanlardan nasibini alacağını varsaydık. Ancak öyle olmadı. Dolayısı ile eski alışkanlıklarımıza ve yaşam tarzımıza dönmenin tam da zamanı!

Doğa ile kopan ilişkimizi yeniden tesis etmenin birçok farklı yönden insan sağlığını ve iyi olma halini desteklediği söylenebilir. Bu konuda yapılan pek çok araştırma bizlere gösteriyor ki; doğada vakit geçiren, doğayı deneyimleyen bireyler ve çocuklar fiziksel ve psikolojik olarak daha dayanıklı oluyorlar. Doğa bizlere pek çok farklı biçimde görünür ve seyredilecek bir şey değil, aksine mucizevi bir deneyim alanıdır. Bu eşsiz kaynak ile temasın dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun belirtilerini azaltabileceği, tüm çocukların bilişsel yetilerini geliştirip, olumsuz baskılara ve depresyona karşı direncimizi artırdığına dair pek çok bulgu mevcutken doğa ile aramıza mesafe koymanın, beton duvarların arasında sıkışıp kalmanın hiçbirimize bir yararının olmadığı ortadadır. Karşısında saatlerimizi harcadığımız ekranlar ve fazla gelişmiş elektronik teknolojisi arasında aslında hepimiz doğayı özlüyoruz, bu yapay bir doğa bile olsa özlüyoruz. Evlerimize yapay bitkiler, çocuklarımıza sentetik hayvan oyuncakları alıyoruz. Bizler, doğadan uzaklaştığımız bu yıllarda aslında insanlar olarak birbirimizden de uzaklaştık. Çünkü saatlerce baktığımız ekranlarda insan temasına ve iletişimine yer yok. Ve bu sanallık bizi doğrudan deneyim elde etmekten uzaklaştırıyor. 

Yalnızca izleyici olmayıp, doğrudan deneyim aracılığı ile gerçekleşen öğrenme en kalıcı öğrenmedir. Ekranların ve kabloların bizi uyuşturduğu gerçeğinden sıyrılmamız halinde doğa müthiş bir keşif ve deneyim alanı sunuyor bizlere. Özgür olup, yaratıcılığımızı ortaya çıkartabildiğimiz doğada gerçekleştirdiğimiz öğrenme hem çok derin hem de kalıcı olur. Doğa iyileştirir, sakinleştirir, yaraları sarar, konsantrasyonu artırır, ifadenin ve iletişimin çeşitli yöntemlerini keşfettirir, daralan duygusal dünyamızı çeşitlendirir. O zaman hep birlikte yeniden doğaya kavuşalım, özümüze sıkı sıkıya tutunalım. Yeniden merhaba doğa!

Bir yanıt yazın